anne bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anne bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Kasım 2017

Bir Kaka,Bir Ders!


Oğlum galiba bir aylıktı.Kalça çıkıklığı kontrolü için ultrason çektirmeye özel bir hastaneye gittik.Evden dışarı yanımızda bir bebekle çıkmış olmanın mutluluğu, heyecanı, korkusu; yapılacak olan kontrolün tedirginliği eşimi ve beni sarıp sarmalamıştı. Biz bu kadar duygu karmaşasını yaşarken, galiba hala doğduğunun farkına bile varamayan oğlum her zamanki gibi uyuyordu.
 Sıra bize geldi, hemşire hanım bizi odaya çağırdı ve heyecanlı ebeveynle uyuyan bebek üçlüsü olarak içeri girdik. Nedense doktorların ruh hali beni çok etkiler. Hemen doktor beyi analiz etmeye çalıştım. Biraz yorgun görünmesini randevu saatimizin geç olmasına bağlayarak, genel anlamda güzel bakan mutlu birisi kanısına vardım. Pozitif bakan ve mutlu görünen doktorlardan mutlaka iyi haber alırız,düşüncesini bir türlü içimden atamadım...
Doktor bey bize kısa bir bilgilendirme yaptıktan sonra bebeği iç kısımda bulunan odaya götürmemizi söyledi. Hala uyuyan bebeğimi pusetinden alıp doktorun tarif ettiği şekilde sedyeye yatırdım.Tamam kötü bir şey değildi ama neden kalbime kadar titriyordum bilemedim. Karanlık bir oda, ultrason cihazı, monitör, kocaman bir sedye,sedyenin üstünde uykusundan uyandırıldığı için vıyaklayan bir bebek, tedirgin baba, bekleyen doktor, heyecanlanan,korkan,endişelenen,anlamsız sözlerle bebeğini susturmaya teselli etmeye çalışan taze bir anne...
Ağladığı için oğlumu doktorun istediği pozisyona getiremeyeceğimi düşündüm. Benim ürkek dokunuşlarımdan başaramayacağımı anlamış olacak ki doktor olaya el attı. Oğlumun bacağını kıvırmaya çalışırken' bir de bezini çıkarıcaz' dedi ve bezi açtı. O an ben de doğduğunun farkına varamayan bebeğin; doğurduğunun farkına varamayan annesi olarak gayri ihtiyari mahçup bir şekilde 'ayyy kaka yapmışız' dedim. Doktor bey gayet ciddi bir şekilde bana dönerek 'siz de mi yaptınız?' dedi. Mutlu bakan gözleri kaybolmuştu sanki :) Hık mık zık ...kem küm kem... neler dediğimi hatırlamıyorum. Bozuldum tabiki. 
Bu esnada da ultrason işi bitti. Bütün bir ayın ağlamalarını o güne biriktiren ve beni terler içinde bırakan oğlum da sustu. Toparlandık,o karanlık odadan çıktık. Masasına geçen doktorun karşısında muhteşem üçlü yerimizi aldık. Hiçbir sorun yok, ölçümler gayet normal dedi doktor. Rahatladık çok şükür de bir de bizim diğer mesele vardı. Onu da yarım bırakmadı tabii doktorumuz...
Sana tavsiyem onun doğduğunu kabullen dedi, siz artık ikiniz değilsiniz, o artık ayrı bir beden, ayrı bir insan dedi. Kişiliğinin gelişmesini istiyorsan onu kendinden ayrı tut; farklı bir birey olduğunu ona hissettir, dedi. Yani onunla ilgili konularda 'biz'li cümleler kurma dedi. Nasıl da iyi dedi...Alınma lütfen dedi...
Kakayla başlayan, benim bozulmamla yarım kalan mesele minnettarlığımla neticelendi. Teşekkürle ayrıldık odadan...
Oğluma isim bulma konusunda bile kısaltılmasın, eklemeler yapılmasın, sadece ismi neyse o şekilde kullanılsın düşünceleriyle çırpınan ben; farkında olmadan onun 'kendisi' olmasını geciktirecektim belli ki...
İki yıl geçti üstünden ve unutmadım sözleri,o sözlerin bende düşündürdüklerini. Unutmadım ve uyguladım, eşimle birlikte uyguladık. 
'hadi odamıza gidelim, hadi sütümüzü içelim, hadi üstümüzü giyelim, bugün biraz yaramazlık yaptık....' evet hepsi çok sevimli masum cümleler. Ama oda onun, sütü o içecek, yaramazlık yapan o, hatta kakayı yapan da o :)
Bu konuya gerçekten önem verdik. Kendi kişiliğini, kendi benliğini fark edebilmesi için davranışlarımıza, sözlerimize dikkat ettik...Belki böyle bir düşünceye yine sahip olacaktım ama o gün doktorun konuşmaları başlangıç oldu...
Evet ufak ufak sonuçlarını görebiliyoruz. Kendisini, duygularını, sahip olduklarını, davranışlarını fark etme ve kabul etme aşamasında. Bizim için durum biraz farklı tabi...bazen işin ucu bize çok fena yansıyor...Karşı çıktığı durumlarda mantıklı bir açıklamamız yoksa kabul etmek zorunda kalıyoruz... Kendisini bir birey olarak kabul etme ve kabul ettirme yolunda ilerliyor bence... Bu konuda dikkat ettiğimiz en belirgin konu ona sadece ve sık sık ismiyle hitap etmemiz oldu. Şu an farklı bir hitap şeklini asla kabul etmiyor. Bu durum bizim için de geçerli tabii... 
En son geldiğimiz nokta; ben onu severken "canımmm" dedim...
 Bana "ben senin canın diilim anne POYRAZIM!"  dedi.
Şimdi napcaz doktor bey?
:))
Olsun anne mutlu:)


Sevgiyle....

13 Ağustos 2017

EŞLEŞTİRME OYUNU &Anne yapımı&

Kaynağını tam hatırlamıyorum ama görünce çok hoşuma gitmişti. Hem hazırlaması kolay hem de oğlumun çok seveceği bir oyun olarak aklımda kalmıştı. 
Uygun bir zaman bulup hemen kolları sıvadım. Genelde bu tarz oyunları birlikte hazırlamak da çok keyifli oluyor. Tabi hazırlama süresi üç katına çıkıyor, bastırılamayan bir enerjiyle baş etmek durumunda kalıyorsunuz. 
Merak neticesinde ortaya çıkan müdahaleler hiç bitmiyor. En baştan hazırlamak zorunda kalabiliyorsunuz. Yani çok keyifli oluyor :) 
Bu sefer ben işin bu keyif tarafını atlayarak ona sürpriz olsun istedim ve uyurken hazırladım. 
Uzun rulo kağıdım olmadığı için A4 kağıtları bantlayarak zemini hazırladım. Eşleştirmede biraz kolay olsun diye şekilleri farklı renklerde yaptım, rakamlara dikkat çekmek istedim. 
Ama şekillerin hepsini siyah yapmamın daha mantıklı olacağı kanısına vardım. Bence dikkat konusunda kapasitesinin altında kaldı. Rakamlar onun için daha fazla merak uyandırdı. Aynı renk oldukları için şekillerini inceledi ve düşünerek yaptı. Diğerlerinin üstündeki şekillere odaklanmadı bile. Aynı renkleri görünce hemen yerleştirdi. 
Sonuç olarak eğlendi mi eğlendi. Yere serilmiş büyükçe kağıt çok hoşuna gitti. 
İlk önce kağıdın üstünde şekilleri inceledik ve hepsini saydık birlikte. Bardakları gösterince mutluluk iki katına çıktı. Daha sonra onları inceledik. Ben oyunu anlatamadan aynısı diyerek koymaya başladı. Bu tarz eşleştirmeleri yaptığımız için. 
Bardağın ters konması gerektiğini söyledim şekiller görünsün diye ama kabul etmedi. Şimdiye kadar gördüğü bardak duruş şeklinin dışına çıkmadı. Ben kabul ettim :)
İki tur eşleştirdikten sonra bardakları alıp mutfağa gitti ve su koymak istedi. Elbette her oyunda olduğu gibi sonu farklı yerlere gitti:) 
Oyun da birkaç gün sonra çıkarılmak üzere göz önünden kaldırıldı.
*Tavsiye ederim, bence gerçekten eğlenceli, verimli ve pratik hazırlanan bir oyun.

Sevgiyle...



6 Ağustos 2017

MERAKLI MİNİK DERGİSİ

Oğlum şu an iki yaşında ve biz neredeyse ilk birkaç aydan sonra kitapları ona yakın tutmaya çalıştık. O da algılamaya başladıktan sonra sürekli meraklı gözlerle sayfaları incelemeye çalıştı. Daha sonra minik parmaklar girdi devreye...sayfa çevirmeye bayıldı...Oturup kendi kendine bile vakit geçirebiliyordu kitaplarla...Eminim kitaplardaki her ayrıntıyı bizden iyi biliyordu...
Sonraları seçmeye başladı...belli ki bazı kitaplar daha fazla ilgisini çekiyordu...Ve biz mümkün olduğunca farklı kitaplarla tanışsın istiyorduk. Farklı resimlere baksın, farklı hikayeler dinlesin, resimlere bakarak biz ona farklı hikayeler uyduralım:) Kitapları alırken üzerinde yazan yaş aralığını pek önemsemedik açıkçası..bizim tercihimiz bu yönde oldu. belki de oğlumuzun yönlendirmesiyle bu duruma takılmadık. Çünkü üzerinde 0-1 yaş aralığı olan dokun-hisset kitabına ancak bir yaşından sonra dokunmak istedi. Hal böyle olunca biz de yazılana göre değil oğlumuza göre seçim yaptık.
Kitapçıda kitap arayışında olduğumuz bir gün gözüm dergi standına takıldı. Rengarenk çocuk dergileri.. Birkaç tanesine göz ucuyla baktıktan sonra incelemek bile istemedim...Çocukların bütün dünyasını çepeçevre sarması için abartılmış çizgi film kahramanları ve dergileri...
O sırada Meraklı Minik Dergisini fark ettim kısa bir süre inceledikten sonra alıp çıktım... Oğlum bir buçuk yaşındaydı ve dergi üç yaş üzeri içindi:) Olsundu :)
Eve gelip ayrıntılı inceledim ve fazlaca beğendim..Tam benim istediğimdi...Her ay belli bir konu...O konuyla ilgili açıklamalar...Güzel çizimler...gerçekçi resimler... konuyla ilgili hazırlanmış oyunlar...Dergiye ek olarak verilen eşleme kartları...posterler...vs.
İnternette de araştırdım ve abone olabileceğimi öğrendim...
Yıllık 60 TL gibi makul bir fiyata abone oldum.
Daha bir yılımız dolmadı...Bu zamana kadar gönderimle ilgili hiçbir sorun da yaşamadım. Hala her ayın başında, özellikle ben, konu ne olacak, neler yapacağız diye merakla bekliyorum.

Gelelim dergimize...

*Dergi TÜBİTAK yayınlarına ait...
*Sayfa sayısı 33
*Ağustos 2017, derginin 128. sayısı
*Satış fiyatı 4 TL
*Her ay dergiyle birlikte belirlenen konuya ilişkin eşleme kartları, renkli çıkartmalar, yine konuyla ilgili hazırlanmış bir oyun ve posterler veriliyor.
*Sayfa düzeni ve ele alınan konunun dergi içindeki sayfalara dağılımı bence çok başarılı. Konuya başlangıç yapılan ufak bir yazıdan sonra ilerleyen sayfalarda ayrıntılar yer alıyor. Aralara serpiştirilmiş bilmece, bulmaca tarzı oyunlar eğlenceli hale getiriyor.
* "Çok merak ediyorum" kısmında bir önceki ayda belirledikleri konuya istinaden soru gönderen çocukların soruları cevaplanıyor.
* "Haydi mutfağa" kısmında yine belirlenmiş konuyla ilgili çocukların sevebileceği tatta ve görsellikte yetişkinlerle birlikte yapılabilecek bir tarif yer alıyor.
* "Küçük eller işbaşında" kısmında çocukların kendi tasarladıkları ve hazırladıkları projeyle birlikte fotoğrafları bulunuyor.
* Derginin son kısmı "Kitap..Oyun..Öneri.." Farklı kitap tanıtımları ve oyun önerileri yer alıyor..

Her ay bu dergi bana ulaştığı için çok mutluyum. Şu ana kadar biz etkinliklerin ve oyunların sadece oğluma uygun olan kısımlarını yaptık. Henüz hazır olmadığı oyunları saklıyorum. Posterler oldukça hoşuna gidiyor hayvan posterlerini odasına yapıştırıyoruz. Duvarında, kendi boy hizasında gerçek bir penguen resmi görmek onu gerçekten mutlu ediyor.
Artık evimize her ay en az bir tane farklı görsellere sahip bir kitap girmiş oluyor. Amacım da zaten buydu. Mesela öyle çok kuş çeşidi fotoğraflarını inceledi ki,fazla detayı önemli değil ama güvercin,karga ayrımını yapması bile beni sevindiriyor. Onunla sürekli benzer kelimelerle iletişim kurmak yerine dergiyi incelerken farklı kelimeleri telaffuz etmek çok hoşuma gidiyor. Mesela derginin bir sayısından öğrenmiştik, artık helikopterlerimize 'heliport' yapıyoruz... :)
Ağustos sayısının konusu deniz, kumsaldı...Mesela dün oğluma ben denizlerdeki yumuşakçalardan bahsettim:) O gayet normal bir şekilde fotoğraflara bakarken ben hayretler içinde inceliyordum...Kabuklu deniz canlılarına bakamadım bile:) Derginin yanında hazırlanmak üzere verilmiş bir güneş siperliği vardı, üzerindeki resimlerden dolayı biz onu denizlerin kralı tacı yaptık...Bizim kral kafasına yamuk yumuk taktığı tacıyla dakikalarca eğlendi...
Önceki sayılardan aklımda kalanlardan 'pazara gidelim' vardı mesela sebze,meyveleri oradan öğrendi..
Kaya kartalından bahsettim...Çöl tilkisinin ne olduğunu birlikte öğrendik mesela...
'haydi dans edelim' sayısına bayılmıştık...Halk dansları kostüm kartları vardı birlikte birleştirdik...Farklı müzik türlerini açıp dinledik...Dans küpleri verilmişti dergiyle birlikte..Küpleri atıp üst yüzeye denk gelen hareketleri yaparak dans ettik...
Daha bir sürü şey...
Kesinlikle tavsiyemdir bu dergiyi edinin...
Umarım biz de Bilim Çocuk,Bilim Teknik aboneliklerine doğru sağlıkla yol alırız...

Sevgiyle...





5 Mayıs 2016

OLDU DA BİTTİ MAŞALLAH

Oldu, bitti, geçti, gitti...çok şükür...
Erkeklerin hafızalarından silenemeyen maceralarından biri olan sünnet kısmını biz hafızasında yer etmesin diye erkenden hallettik :) 
Ay nasıl olur? Çok mu erken? Zor mu olur? Çok mu acı çeker? Nerede yaptırcaz? Doktoru nasıl seçelim? Lokal mi genel anestezi mi? gibi uzayıııııp giden sorulardan ve daha  önceki yazımda bahsettiğim endişelerden sonra nihayet beynimdeki düğüm çözüldü :) 
19 Nisan 2016 Salı günü minik bebeğim canım oğlum sünnet oldu :)
Şimdi gülüyorum,rahat rahat anlatıyorum ancak sünnet öncesindeki son bir haftayı, gerginlikten etrafıma saldırdığım, ihanet ediyorum duygusuyla oğlumun yüzüne bakmaya utandığım günleri hatırlamak bile istemiyorum. Hele ki sünnet esnası.... Aman Allahım....Yok yok kelime bulamıyorum... Annelik resmen delilik!
Kendi ellerinle veriyorsun, odaya alıyorlar, ağlayışını duyuyorsun, gidemiyorsun,çünkü yapabileceğin bir şey yok. NOKTA!
Aslında beni her konuda bilgilendirmişlerdi hatta yanında durabileceğimi de söylediler; son ana kadar 'belki' dedim ama yapamadım :(  iyi ki de girmedim...
Sünnet için biz bölgesel uyuşturarak yapan bir hastane tercih ettik. Doktorla ön görüşme yaptık ve bize her şeyi detaylarıyla anlattı. Yanında en fazla iki kişinin girebileceğini söyledi. Bizim gönüllülerimiz eşim ve babam oldu. Oğluma ilk önce bölgenin uyuşması için iğne yaptılar. Bizimle 5-10 dakika bekledi. Daha sonra sünnet için bir odaya girdiler ve oldu bitti. Odada kalmaları yaklaşık 15 dakika falan sürdü:) İşte bu kadardı :) Ama bayağı ağlamış yorulmuştu...
Hemşire beni bilgilendirirken söylemişti evet, ağlayacak; ama acıdan değil. Rahat hareket edemeyeceği için huzursuzluktan ağlayacak diye. O gün öğle uykusunu da tam uyuyamadığı için bir de onun huzursuzluğu eklenmişti. İşlem bittikten sonra biz kavuştuk ve bebeğim hemen uyudu :)
Doktor bizi, daha önce de söylediği gibi, sadece kendisinin söylediklerini yapmamız konusunda tekrar uyardı. Yapmamız gereken de fazla bir şey yoktu aslında. Sadece doktorun verdiği kremi her alt açmada uygulayacak, normal bezini bağlamaya devam edecek ve doktorun verdiği şurupları içirecektik. Halk arasındaki yaygınlaşmış uygulamaların hepsini öğrenmiş olacak ki bizi en başta uyardı "kesinlikle bardak kapatma, sünnet kilodu giydirme, büyük numara bez kullanma istemiyorum!" dedi. Bunları ben de duymuştum ve soracaktım ki doktor sormama fırsat vermedi. Sünnet sonrasında  hareketlerini etkileyecek bir durum olmadığını ve bizim de hareketlerini kısıtlamadan normal davranmamız gerektiğini söyledi. 3 gün sonra banyo yaptırmamızı ve bir hafta sonrasına da kontrol için kendisini görmemizi söyledi.
Herkes ilk günün zor olacağını, bölgenin uyuşukluğu geçince acı hissedip ağlayacağını söylemişti. Çok şükür biz bu durumu pek yaşamadık, sadece altını açıp kremini sürerken ağladı. Onun dışında normal yaşantısına devam etti kuzucuk. Ben mi? Ohhhhh.... İşlem bitmişti, bebeğim yanımdaydı, huzursuzluğu yoktu, ayaklarım yere değmiyordu :) Sünnet olduğu kısmı saymazsak hayatın normal akışına devam ettik.
Bir hafta sonrasında kontrole gidip hiçbir sorun olmadığını  öğrendiğimizde daha da rahatladık...
Eveeet işte bu kadar! Belki oğlumun ilerde heyecanla anlatabileceği bir sünnet hikayesi olamayacak ama ben bunun için bize kızmak yerine teşekkür edeceğini düşünüyorum. Elimden geldiğince ona anlatabileceğim, fotoğraflarda gösterebileceğim anılar biriktirmeye çalıştım. Umarım onlarla mutlu olur. Kendimce odasını süsledim mesela,sünnet yatağı hazırladım oğluma :) Kayınvalidem biz evlenirken eşimin sünnet yatağına serdikleri yatak takımlarını vermişti şans getirir kızım bu diye :) Aklıma o geldi. Benim bebeklik takımımdaki parçalardan da ekleyerek serdim. Böylece oğlumun gayet nostaljik ve duygusal bir sünnet yatağı olmuş oldu :) Eşim inanılmaz mutlu oldu,tabii ben de :)
Ankara'dan ailemin ve teyzemlerin gelmesi de bize hem destek hem moral oldu hem de oğlumun sünnet anısını renklendirdi. Tıbbi bir operasyonu geleneklerimiz çerçevesinde seremoniye dönüştürmeye çalıştık :) Bir günün içinde gurbet ellerde hızlandırılmış adetler silsilesi yaptık :)
Hastaneden eve döndüğümüzde sünnet  duasını yaptık; akşamına sünnet yemeğine bile çıktık :)
Düğün meselesi de artık küçük beye kaldı. İlerleyen zamanlarda eğer o isterse ayarlıcaz artık bir çalgı çengi ne yapalım :)
İşte böyle...benim minik bebeğim bunu da atlattı...çok şükür...biraz da büyüdü sanki, sünnet sonrası ayrı bir hava farklı bir güven geldi oğluma :) Hareketleri falan ciddileşti, geri geri emeklemeye başladı :)) Erkek oldu ya artık!! Ağzından salyalar akan, koltukları bile kemirmeye çalışan, yerlerde yuvarlanıp emeklemek için mücadele veren bir erkek ! :)

Bu arada bir bilirkişi olarak değil ama yeni tecrübe etmiş bir anne olarak bebekken sünnet ettirmeyi tavsiye edebilirim...

Bizim için kayda değer olan bu anımızı okuduğunuz için teşekkür ederim...
Sevgiyle...




15 Nisan 2016

BEYNİMDEKİ DÜĞÜM-SÜNNET-

Ana düşünce var. Yardımcı düşünceler yok.sadece esas konu neyse o dolanıp duruyor. O düğüm çözülmüyor,analiz edilemiyor,ayrıştırılamıyor,parçalara ayırıp kolaylaştırılamıyor.
Ve şu sıralar dolanıp duran yeni düğümüm oğlumun sünneti. Nasıl bir gaza gelip de bebekken sünnet ettireceğim dedim bilmiyorum. Çabuk iyileşir,hiç hatırlamaz,sorunsuz atlatır diye tavsiye edenlerin etkisi elbette ki çok büyük...
Sadece kelimenin kendisi var beynimde...Ne olur, nasıl olur,nerede olur,ne yapmalıyım oturup düşüneyim diyorum YOK! Yine sadece kelime...
Aslında bebeğimin cinsiyetini öğrendiğimiz gün başladı bu düşünceler...O zaman ne kadar 'cesur ve kararlı' bir anne adayıysam artık "ayy doğar doğmaz sünneti de olsun" demiştim. Lakin zaman gelince "yok ya hem doğum hem sünnet zor olur, bir iki ay sonra yaptırırız" dedim. Ve o bir iki ay da geçti, bu arada ben, o zamana kadar yapılan aşılarında yanında bile duramadım..."kıyamam daha çok minik ağlamayı bile beceremiyor"dedim...Sonra "aaa kış vakti sünnet mi olur? ya bir de hasta olursa" dedim..."tam hareketlenmeye başladı-olmaz-"dedim..."diş çıkarcak gibi bir de onun acısı olmasın" dedim..."yüz üstü dönmeye başladı artık sabit tutamayız canı yanar" dedim..."galiba emekleyecek gelişimini yavaşlatır mıyız acaba?" dedim..."aslında erkek olarak en büyük maceralarından biri olacak acaba aklı erince mi yaptırsak?" dedim...En sonunda gayet -cool- bir edayla "niye onun adına karar veriyoruz ki? bedenine saygı duymamız lazım,bence sünnet olup olmayacağına kendisi karar versin" dedim...Eşim de gayet -cool olmayan- bir edayla "hooooopp" dedi, "Nisan ayında sünnet olacak"...SUSTUM.
Annelik sızlanmalarında zirveye ulaştıktan sonra yere çakılmıştım,artık kaçış yoktu...Sonuçta bu karar ikimizindi ve bebeğimiz için en iyisini istiyorduk. Erken sünnetteki en büyük amacımız o travmayı yaşamamasını istemekti...Korkmasın, hafızasında derin izler bırakmasın, yıllarca o kocaman amcaların gözlerini aça aça iki parmaklarını makas yapıp 'kırt kırt' gidecek mi ufaklık? sözlerine maruz kalmasın, sünnetle ilgili korkutucu hikayeleri dinlemesin istiyorduk...
Lakin nisan geldi çattı, Poyraz yedinci ayını bitirdi :) Biz hastane doktor arayışlarına başladık...Bir kaç yerle görüştükten sonra kararımızı verip sünnet gününü belirledik...
Günümüz belirlendikten sonra uykular haram... oğlumun yüzüne bakınca sanki bile isteye onun canını acıtacakmışız, haberi olmadan sinsice planlar yapıyormuşuz gibi bir suçluluk hissi... İşte bir değişik düşünceler, garip duygular toplanıp beynimde düğüm oldular. Sünnet hakkında bilgi edinmeye, yapılacakları belirlemeye, neler düşüneceğimi belirlemeye çalışıyorum. Bazen her şey yerli yerinde oluyor sonra puff...hepsini unutmuşum... bir panik hali, kalbimde kanat çırpan kuş, fonda sadece kelime-sünnet- İnşallah sakinlik gelip beni bulur...Sonuçta büyüklerimizin söylediğine göre bu da bir mürüvvetmiş...Ne mutlu evladımın mürüvvetini görüyormuşum :)
Bu arada 'ne var bu kadar abartacak?' diyerek moral verme ve karşısındakinin hislerini hafife alma çizgisini fark edemeyenler  -çok tatlısınız- 
Sünnet hakkında bilgi almak istiyoruz dediğimizde ...şu kadara yapıyoruz diyen özel hastane ve bizden nerdeyse araba parası talep eden özel hastane -çok tatlısınız-
'ooo demek artık erkek olacak' diyenler -çok tatlısınız-
'sen doğum için ameliyata girerken ben anne değil miydim?diye güç veren annem kalbindeki yangını en derinde hissettim sen de -çok tatlısın-
'hiçbir şey olmaz benim aslan oğluma, yanında ben de gireceğim ' diyen ve 'sen kan bile aldıramıyorsun' dediğimde 'benim sorunum kendi damarlarımla' diye cevap veren canım kocacım sen de -çok tatlısın-
Yıllarca 'ayy bir sünnet için bu kadar tantana yapılır mı?' diyen,sünnete karar verildiğinde 'annemleri falan çağıralım ya olur mu öyle bir başımıza' diyen, sonuçta hatıra olacak süssüz olmaz diyerek çocuğun odasını panayır yerine çeviren; olmazsa sünnet sonrası topluca aile yemeğine çıkarız'la başlayıp zaten iyileştikten sonra evde mevlit okuturum'a; arayıp soranlara 'hıhı sünnet düğününü büyüyünce düşünüyoruz' diyerek konuyu şölene vardıran ve bütün bunların havasına bürünüp 'düğünde kesin şööyle uçuş uçuş beyaz bir elbise giyerim,sünnet çocuğunun annesiyim sonuçta' hayallerine kapılan; eleştirdiği birçok şeyi yapmaya hazır ve nazır bulunan; esas konudan uzaklaşmaya çalışan KENDİM canım kendim sen de -çok tatlısın-
İçimi döküp kısmen rahatlamış oldum...tamamen rahatlama sünneti sağ salim atlattığımız zaman olacak inşallah...
O zaman ne zaman mı.....19 Nisan 2016 saat :15.00 
Dualarınıza talibiz...
Tabi buraya kadar okumuş olan ve bu konuda deneyim sahibi olmuş olan annelerin bakım, dikkat edilecek hususlar hakkında tavsiyelerine, moral, motivasyon cümlelerine de talibiz....

teşekkürler...

3 Nisan 2016

BEBEK BİSKÜVİSİ YAPIMI

Her aşaması ayrı bir heyecan, ayrı bir macera, ayrı bir arayış olan 'anne-bebek' maceramızın yeme -içme kısmındayız. Havuç,patates püresiyle başlayan çeşitli meyve püreleriyle yoğurtla devam eden menümüzü de biraz genişletmek durumundayız...
Her şeyin en organiğini bulmalıyım, en katkısızını yedirmeliyim gibi 'en en en...' bir anne değilim bu konuda nirvanaya ulaşmak için kendimi yoğun stres altına sokmaya ve bunu da bebeğime yansıtmaya pek niyetim yok. Ancak ben de elimden geldiğince dikkat etmeye çalışıyorum. Bazı ürünlerle ne kadar geç tanışırsa o kadar iyi olduğunu düşünerek bazen kendimce çaba içine giriyorum. Bisküvi durumu da aynen böyle...Aslında 'cici bebe'ye bayılan birisi olarak bebeğime de vermeyi düşünüyordum. Bu tarz bisküvi yerine geçebilecek şeylerin evde de yapılabileceğini öğrenince denemeye karar verdim. 
Tarifi sizlerle de paylaşmak istedim. Çünkü anne olmak kendi ellerinle yaptığın yiyecekleri bebeğine yedirirken büyük zevk duymak; blog yazmak da deneyimlediğin konuları paylaşıma sunarak aynı zevki yaşamaktır :))

Tarife geçiyorum ;

Malzemeler:
-  1 çay bardağı tam buğday unu
-  1 çay bardağı pirinç unu
-  yarım çay bardağı irmik
-  2 yemek kaşığı tereyağı
-  2 yemek kaşığı yoğurt
-  2 yemek kaşığı pekmez

Malzemelerin hepsini karıştırma kabına alıyoruz.

Malzemeleri karıştırıp hamurumuzu elde ediyoruz.


İstediğimiz ebatta şekiller verip tepsiye diziyoruz. (ben bayağı taklitçilik yaptım :))

170* sıcaklıkta 30 dakika pişiriyoruz.


Ve bisküvilerimiz hazır :)
 İlk önce "hhııımmm güzel koktu" diyerek evde dolanıp duran babaya tattırıyoruz :)) Daha sonra "bayağı güzel olmuş,tereyağı ne güzel tat vermiş" diyen babanın gazına gelip mutlaka biz de yiyoruz:)) Ayak üstü yavrucağın bisküvilerinden 3-5 tanesini yok ediyoruz :)) 
İşte ne kadar kaldıysa onları da kavonaza koyarak buzdolabında muhafaza ediyoruz.

NOT: Paket halinde aldığımız cici bebe bisküvilerinden elbette ki çok farklı bir tadı var.
          Çok sert bir yapısı oluyor. (Bisküvi sonuçta)
          

           Ben ufak ufak parçalara ayırıp üzerine biraz sıcak su döküyorum,yumuşuyor;daha sonra da içine istediğim malzemeyi karıştırarak yediriyorum. Oğlum çok da seviyor :)

           Ya da eline veriyorum sert sert diş etlerini kaşıyor. Arada da biraz biraz yemiş oluyor tabi. Ama benim verdiğim şekil ele verilmesine çok uygun değil sanki. Hepsini ağzına sokabiliyor :) O da biraz panik yaratıyor :))


          İşte bu kadar... Belki denemek isteyen olur...

          Teşekkürler....